Bir sabah , içimde farklı bir hisle uyandım.Hafif bir mide bulantısı ve baş dönmesi...Heyecan doluydum.Kalkıp kotumu ve beyaz örgü kazağımı giydim.Altına krem rengi converslerimi giyip okula doğru yol aldım.Kimse fark etmeden sınıfa girip öğretmeni beklemeye başladım.Anlaşılan o gün biraz geç gelecekti.Ortamda şakalaşıp gülüşenler vardı.Canım sıkılmıştı ve arada bir kitap okumak isterken birden gözüm O'na kaydı.Daha önce hiç görmediğim bir kişiye rastladım.Gözleri yeşildi , yemyeşil.Kumral , sarıya yakın saçları vardı.Ve kimseye daha önce bu kadar uzun bakmamıştım.Bu çok farklıydı çünkü genellikle elime ya da yere bakardım.O da bana bakıyordu.Bir garip oldum.Neden ondan bu kadar etkilenmiştim ki?...
Öğretmen sanat tarihiyle ilgili önemli bir kısım anlatıyordu.Büyük ihtimalle zor soruların geleceği kısımdı.Hızlıca not almam lazımdı.Ama O'nun bakışlarını hep üzerimde hissediyordum.O'nun hakkında her şeyi öğrenebilir,O'nu hiç sıkılmadan dinleyebilirdim.Ah bir adını öğrenebilsem.Acaba şu anda ne düşünüyor , gözleri mahzun mahzun bakarken...Dersin bitmesiyle O'nun yanıma gelmesi bir oldu.Beraber dersler,müzik,kitaplar ve hobilerimiz hakkında konuştuk (tüm teneffüs sırasında) ve bana telefon numarasını verdi.Öyle hoş konuşuyordu ki , vurguları , tonlamaları. Okul bitince yatağımın üstüne uzandım.Çekingen ve hırçın bir çocukken nasıl şimdi böyle huzurlu bir melek olmuştum.Ben değişmiş miydim yoksa kendimi mi bulmuştum.Yoksa beni böyle dipsiz çukurlara sürükleyen adını anmak istemediğim o üç harf miydi?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder